SİHİRLİ DEĞNEK

Çocuk yetiştirirken hepimizin atladığı çok önemli bir gelişim noktası daha var : Özgüven. Bir çocuğu yetiştirirken en öncelik verilmesi gereken konulardan biridir ona özgüven duygusunu kazandırmak. Çünkü bireyin nasıl bir kişi olduğunu, diğer insanlarla kurduğu iletişim biçimini, yaşamdaki yerini ve ondan neler beklendiğini kişinin özgüveni belirler.

Nedir bu özgüven? Kişinin kendi değerini bilmesini, kendisine sevgiyle, saygıyla ve dürüst şekilde davranabilme yeteneğidir. Hayatta başımıza bir çok farklı durum gelecektir. Bunlarla baş edebilme gücümüzü özgüvenimiz belirler aslında. Özgüven seviyemizi ise ailemiz …

Örnek vermek gerekirse; Kimi çocuklar çok koruyucu biçimde yetiştirilir. Üstüne o kadar düşeriz ki, çocuk bir birey olduğunu unutur. Her zaman annesi babası yanında olacak algısı geliştirir. İlk olarak okul hayatında sorun yaşamaya başlar ve bu ömür boyu onun hayatına problem çıkarır.

Peki ne yaparsak özgüveni zedelenir çocuğumuzun? Bunun cevabını vermek oldukça zor … Genel hatlarıyla bakmamız gerekirse;

Çocuklarımıza söz hakkı vermemek,

Onlara “hayır” dediğimiz zaman sebebini açıklamamak,

Sürekli eleştirmek, yargılamak,

Net ve açık kurallar koymamak,

Ufacık bile olsa şiddet uygulamak,

Çocuklara hiçbir iş ve sorumluluk vermemek,

Çocuğu dinlememek,söylediklerine önem vermemek,

Çocuğun yeteneklerini desteklememek

Yere her düştüğünde “” ayyy “ gibi tepkilerle kendi başına ayağa kalkma fırsatı tanımamak .. vb sebepler..

İnsan psikolojisinde, terapistlerde oturmuş bir algı vardır : kişinin çocukluğuna dönmek. Şimdi durun ve kendinizden başlayarak etrafınızdaki kişileri bir düşünün. Kimi arkadaşınız daha girişkendir, kimisi yaşadığı sorunlarda hep kendinde suç arar, kendisini haklarını savunamaz, ifade edemez, içe kapanıktır çünkü değerli hissetmez kendisini. Sorumluluk almaktan kaçar çünkü hata yapmaktan korkar. Sosyal çevreden çekinir. Aslında hepsinin kaynağı, çocukluk dönemlerinde yaşadıklarında gizli. Bu yüzden çocukluğa inmek bizim için önemli.

Aile içi iletişim çok önemlidir diye haykırıyoruz hep ve bebeklikten itibaren çocuklara sergilediğimiz davranış ve söylemlerimiz onları hayata hazırlıyor. Hayata ne verirsek çoğu zaman karşılığını alırız. ( kişiliğimiz güçlüyse, kendimizle barışıksak bizi kolay kolay yıkamaz hiçbir şey, ailemizin her koşulda desteğinin arkamızda olduğunu bilmek, vereceğimiz kararlarda güç verir bize.) Yaşamla mücadele de güçlü bireyler yetiştirmek hedefiniz olsun.

Daha bebek, daha çocuk deyip geçmeyin. Bebekler anne karnında bile algıya sahipler. 2 yaşında bir çocuğun merak ve heyecanla sorduğu soruları terslediğimizde onda sadece “ ben değerli değilim, annem babam bile beni dinlemiyor, insanlar neden dinlesin ki?” algısı yaratırız. Çok üstüne düşüp, onun karar vermesine izin vermeden, her şeyi planlayıp proglamlayıp önüne sunmak, çocuğun özgür yaşama hakkını elinden almaktır.

Yazımın başlığına sihirli değnek dedim çünkü zor zamanlarımızda “Allah’ım nolur bir mucize olsa , keşke hiç yaşamamış olsaydım, ben şimdi napıcam ? ” gibi hezeyanlarımız oluyor. Çocuklar okul yaşamlarında, arkadaş ilişkilerinde, akademik konularda veya aile içinde yaşanan problemlerde, o küçücük dünyalarında , kimi zaman o kadar büyük sorunlar taşıyorlar ki. Hergün onlarca çocukla görüşen biri olarak, içtenlikle söylüyorum. Onların kocaman bir dünyası var, bizlere ufacık gelen sorunlar onlar için kocaman bir dert olabiliyor. Bunlarla başa çıkmakta ise özgüveni yüksek çocuklar başarılı olurken, diğerlerinde daha da içsel travmalara sebep olabiliyor. Her zaman çocuklarımızın yanı başında olamayacağız. Bu değneği onlara verebilmek en güzel hediye olacaktır.

Bu yüzden diyorum ki; Kendiyle barışık, kendi doktoru olabilmeyi öğrenmiş bireylerin elinde sihirli bir değnek vardır.. onların her karanlıkta yolunu aydınlatan sihirsel içgüdüleri, benlik algıları vardır. Bu sihirli değnekteki en büyük payda anne ve baba da olduğuna göre; kullandığımız iletişim biçimine çok önem vermeli, çocuklarımıza “kendini gerçekleştirme özgürlüğünü” vermeliyiz.

Kübra Aldıkaçtı Argun
Psikolojik Danışman

 

Kübra Aldıkaçtı Argun Kimdir?

Kendini insanın iç dünyasına adamış, aile ve aile içi iletişim kavramlarının önemini her defasında vurgulayan ben ; Kübra Argun.. 1990 doğumlu, 10 yaşından beri psikoloji alanında ilerlemeyi hedef almış ve sonunda Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünü tam bursla bitirmiş işine aşık bir Psikolojik Danışmanım. Mezun olduktan sonra, ilk olarak Ağrı da bir ilk okula, okul psikolojik danışmanı olarak atandım. Daha sonra evlenip, eş durumuyla İstanbul’a geldim. İlkokul çağındaki öğrencilerimle her görüştüğümde, aile kavramının ne kadar önemli olduğunu, aile kurmak, çocuk sahibi olmak, bir insan yetiştirecek gücü kendinde bulmanın önemini anladım. Maalesef bu konulara gereken önemin verilmediğini de… Yüksek lisansımı da bu kavramlar üzerine yapmayı, önümüzdeki dönem başlamayı planlıyorum hayırlısıyla. Şu sıralar Bahçeşehir Üniversitesi ve Boğaziçi üniversitesiyle birlikte yürüttüğüm “Psikolojik Danışmanın Kültürel Bağlamı” adlı proje üzerinde çalışmaktayım. İnsan Psikolojisi ve Gelişimi hayattaki en önemli alan, o yüzden durmak yok çalışmaya,araştırmaya, geniş kitlelere seslenmeye devam diyorum …
Sevgiler …


Yorum bırak (*Yıldızlı alanların doldurulması zorunludur)

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.