Hamilelik keyifli ama bazı kişiler için zorlu bir süreç, herşeyden önce yükselen hormonlar, günden güne artan kilo alımı, formun bozulması ve Milka İneğine dönen vücut ve devamlı değişen duygu durumu…

Tamam bitti, bebeğime kavuştum derken aslında hiç beklenmedik yepyeni bir değişim. “Bebek hakim” bir hayat. Doğum sonrası jöle kıvamında bir göbek, ilk günden başlayan memeucu acısı, sırt ağrısı, uykusuz geceler… Olması gerekenin “çok mutlu gözükmek” olduğunu bildiği için, “Neler oluyor böyle ya?!” diyemeyen bir yeni anne 🙂 O yanında kocasını ister, baba işe gitmek zorunda. Asıl sorun; kayınvalide mi kalsın yanında, kızın annesi mi derken artan stres ile serseme dönen anne… Her kafadan bir ses, daha doğumdan 1 hafta sonra teşhis koyan çokbilmişler… “Göbeğin kaldı senin bak korse giy”, “Sütün azalır kızım bak ye”, “Hırka giy üstüne sütün üşür”CÜLER…

Bir de bunların arasında benim size tavsiyelerim olacak; biliyorum insan acaba doğruluk payı olabilir mi, bu kadar insan uygulamışsa bir sebebi var deyip saçma sapan davranışlarda bulunuyor. Bunları madde madde sıralayalım.

1. “Bebeğin eline eldiven tak, suratını çizmesin”

Çizsin. Bırak çizsin ki çizmemeyi öğrensin. Dokunmak, koklamak, tatmak, duymak ve görmek. Bu beş duyudan birini yokedersen o çocuk hayata adapte olamaz. Dokunmak, diğer 4 duyusunu daha tam olarak kullanamayan bir canlı için, “tanımanın” en gelişmiş yoludur. Reflexler temas ile gelişir. Eldiven takma, emzirirken al elini göğüsüne koy, inek yavrusundan bir farkı olsun, annesine dokunsun, neden beslendiğini tanısın. Annenin sıcaklığını, kalp atısını hissetsin. En güzel enerji aktarımı dokunmak ile olur, bunun en büyük kanıtı biryerimiz ağrıdığında elimizin otomatikman ağrıyan yerimize dokunmasıdır.

2. “Anne ilk 40 gün yanlız kalmamalıdır, tuhaf şeyler görür, sesler duyar”

Ben hacı, hoca değilim bilmem öyle şeyleri. Ben herşeye mantıkla yaklaşırım. Bunu da düşündüğüm anda aklıma gelen şu olmuştu, yeni doğum yapmış kişinin, sezeryan ile de olsa normal doğum yöntemiyle de olsa ilk zamanlar ilgiye ve bakıma ihtiyacı vardır. Herkes alır başını giderse, anne hem bebeğe hem de kendine bakarken zorlanacaktır. Yorulup bitkin düşecektir, sağlık sorunları artacaktır. Bu sebeple göz korkutmak amaçlı böyle bir hurafe oluşturulmuş bence. Bir de bunun bebek versiyonu var, o daha mantığa açık. Bebeği 40 gün yalnız bırakma. Bırakma tabii, 1 yaşında da bırakma. İlk günler daha sağa sola bile dönemeyen bebek, sindirim sisteminin azizliğine uğrayıp kusabilir ve boğulabilir. Ya da bazı bebekler daha erken dönmeye başlar, düşebilir. Sen sen ol bebeğini hiçbir zaman yalnız bırakma.

3. “Bebek uyurken sen de uyu”

Bunu bana söylediklerinde, hem yeni anneliğin sarhoşluğu, hem de minnacık yavrumu uyurken izlemenin verdiği mutluluk ile ” Yok yeaa ben iyiyim” demiştim. Daha sonra annemi de doğumdan sonra eve geldiğimizin 3. günü yolladığım için, 15. günde yüksek ateş ile hastaneye kaldırıldım. Sebebi mikrop ya da hastalık değildi. Uykusuzluk ve yorgunluktan hasta olmuştum. Evet o tarz güzel uykusuzluklar insana final dönemindeki gibi berbat hissettirmiyor ama vücut bu, sebep dinlemiyor.

Bebek uyurken sen de uyu evet… Uyursan hem vücudun hem beynin dinlenir, sütünün kalitesi artar. Uyursan gün daha çabuk geçer, babanın eve gelme saati daha çok yaklaşmış olur, dolayısıyla bebek senin gözünde daha çabuk büyür!

Uyumazsan, uykusuzluk ve yorgunluktan vücuttaki stress artar, sütünün kalitesi bozulur, sırtın ağrır, bağışıklık sistemin çöker. (bknz. Şekil A: 15 günlük lohusa ben)

Yani uyu derken bir bildikleri var…

4. “Korse tak, göbekli kalırsın yoksa”

Sistem nasıl çalışıyor bilmiyorum ama bu da doğru. Birkere herşeyden önce karnının o jölemsi halini görmediğin için kendini daha fit hissetiyorsun. Beli de kavradığı için, doğumdan sonra göbeğin boşalmasıyla değişen vücut denge mekanizmasını kontrol etmene yardım ediyor ve dik duruyorsun. (Korse yokken vücut öne çöker, hamilelikte gevşeyen karın kasları yüzünden karnını içeri çekmek aklına gelmez.) Sezeryan ile doğum yaptıysan dikiş izini daha az görürsün. Korse mideye baskı yaptığı için daha az yer, daha çabuk doyarsın. Benden söylemesi…

5. “Bu Milka İneği görünümüm ne zaman geçecek!”

Doğumdan sonraki 30 gün içerisinde aldığım 16 kiloyu verdim. Hatta 40. günde hamile kaldığım kilomdan da eksiye düşmeye başlamış olmama rağmen (burada maaşallah diyoruz) aynaya baktığımda uzuuuuun bir süre kendimi hiç beğenmedim. Sanki yüzüm şiş, po.pom büyük, belim kalın ve tipsiz geliyordum kendime. Şimdi eski fotoğraflara bakıyorum da pekte haksız değilmişim bunları düşünmekte. Doğum sonrasi, özellikle emziren annelerde, o hormonun hamilelikteki yükselişi gibi seyretmesinden dolayı Milka İneği modu devam ediyor. Ne giysen beğenmiyorsun kendini. Yaşın daha büyük gösteriyor gibi geliyor. Kollarının altına kadar yayılan göğüslerin ile yeni anne olduğun 3 km öteden anlaşılıyor.

5.-6. aydan sonra o hormon artık düşmeye başlıyor ve lohusalık halinden yarı yarıya çıkmış oluyorsun. Milka İneği tipin düzelmeye, eski formunu almaya başlıyor. Bel inceliyor, basenler daralıyor, bacaklar inceliyor, belde ve sırtta biriken yağ nihayet bünyeyi terkediyor… (tabii bol bol yürüyüş ve sağlıklı beslenme ile)

6. “Bu çocuk üşüyor kızım, yelek giydir”

Kıvanç’ın 3. ay muayenesiydi, aylardan Aralık, hava tabiiki soğuk. Minik lahana bebeğimi kat kat giydirdim ve doktora gittik. Doktor muayene için “bebeği soyabilirsiniz” dedi. 15 dakika filan devam etti soymam, sıra külotlu çoraba gelince doktor artık cinnet geçirerek bana döndü ve nedir bu dedi. Eşofmanın içinden bacakları üşümesin, hasta olur diye giydirdim dedim. “Çocuklar bacaklarından hasta olmaz Çağla Hanım” dedi kibarca. “Göğüsünü sıcak tutun yeter”. Peki dedim.

Ev içerisinde de kat kat giydirmemek gerekiyor. Evde mutlaka bir termometre bulundurun ve 26 derecede olmasına dikkat edin. Evi tek bir taraftan sık sık havalandırın ve toz kaldıracak eşyaları bir süreliğine yokedin. Çocuğun her mevsimde giysisini şu şekilde belirliyoruz; sizin üzerinizde ne var ise, ona bir kat fazlasını giydirin. Örneğin, sizin üzerinizde yarım kollu tshirt var. Onun üzerindeki uzun kollu olmalı o zaman. Sizin üzerinizde uzun kollu var, onun üzerine bir de yelek giydirmelisiniz bu durumda. Bir de her uyandığında vücut ısısı oturana mutlaka bir kolsuz yelek giydirin.

Çift çoraptan vazgeçin. Çocukların yenidoğan döneminde elleri ve ayaklarındaki soğukluk üşüdüğünden değil, hareketsizliğine bağlı, kan dolaşımının henüz oturmadığından kaynaklanır. Tek çorap yeterlidir.

Daha aklıma geldikçe yazacağım. Şimdilik bu kadar.

Sevgiyle kalın.

SocialMom


2 Yorum

  1. Fazi dedi ki:

    26 derece mi evin derecesi 21/22olmalı dedi doktorumuz 26 coook sıcak

  2. Ayşenur dedi ki:

    6 haftalık bebeğim var ve yazılarınızı okuyorum deneyimlerinizi,önerilerinizi dikkate alıyorum. Yine çok yerinde tespitler ve öneriler.. Sizler gibi bilinçli anneler lazım bize..
    Sevgiler 🙂
    Not: Oğluşum biraz büyüsün çağla teyzesinin seminerlerine katılmak için can atıyorum:)

Yorum bırak (*Yıldızlı alanların doldurulması zorunludur)

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.